2018’in En İyi Albümleri (OA)

Sevgili dostlar yine bir senenin sonuna geldik ve tek rakibimiz Pitchfork‘un best of 2018 derlemesinin üzerinden bir hafta geçmeden bu yazıyı yetiştirmeyi başardık.

Başlıktan da anlayacağınız üzere bu yazı konsorsiyumumuzdan ziyade sadece benim bakış açımdan oluşturulmuş bir liste. Sevgili GK bu aralar her cisgender erkeğin yaşadığı meşhur dönemle meşgulken kendisinden bir katılım beklemedim. Bu yazı vesilesiyle kendisini gözlerinden öpüyorum.

Senemiz uluslararası nakliyat ve özlemle, Bohemian Rhapsody‘le ve daha da önemlisi şu elinizde tuttuğunuz (?) kutsal hazine blogumuzla hayatımıza damgasını vurdu. Yeni müzik açısından da oldukça bizi hoş tutan bir sene olduğunu söyleyerek başlamak isterim. Her ne kadar eski toprak gruplardan çok iyi işler çıkmamış olsa da birkaç tane bahsetmeye değecek iş var, onlardan bir bahsedelim.

Fena bir denk gelmeyle 2018 senesine Alice in Chains‘den Smashing Pumpkins‘e, Therapy?‘den Florence + The Machine‘e, Manic Street Preachers‘dan Muse‘a, Interpol‘a kadar herkes bir çeşit imza atmış durumda. Ancak maalesef MSP bize Postcards From A Young Man‘i, Florence bize How Big, How Blue‘yu, Smashing Pumpkins ise bu hariç diğer tüm albümlerini arattı ve zaman zaman müzik aleminde “The New Boring” olarak tanımlanmaya başlanan kelime grubunu öğretmiş oldu.

Bu noktada öncelikle parmak basmak istediğim bir şey de, listeme girememiş olsalar da bir farklı evrende bir farklı OA tarafından mutlaka listeye alınacak, belki de bizdekinde yeterince açık kafayla dinleme fırsatı bulamadığım iki albüm: Therapy? – Cleave ve Arctic Monkeys – Tranquility Base Hotel & Casino.

Aslında çok alakasız iki albüm olan bu albümlerin birisinde Therapy? bize yıllar önceden gelen bir coşkuyu yaşattı, diğerinde ise Arctic Monkeys kendilerinden beklenmeyecek derecede katmanlı enteresan bir dinleme bahşetti. Dediğim gibi, benim top 10’umda olmasalar da çok kolaylıkla olabilirlerdi de. Merak edenleri GK’nin Cleave yazısına davet ediyorum, diğeri içinse belki önümüzdeki haftalarda bir inceleme yazabiliriz.

2019‘un bize neler getireceği büyük bir muamma. Belki Tool bir albüm yapacak, belki bir Guns ‘n Roses albümü raflarda yerini alacak. Belki gurbette tantunici açacağım, belki rock star olacağım. Kesine yakın bir ihtimal yine bu zamanlarda bu sayfada buluşacağımız. Yani umarım. Bakalım.

Evet, gelsin o zaman büyük an. Ama gelmeden önce bu yazıyı şu an okuduğunuz için teşekkür etmek istiyorum. Zira sıfır reklam, sıfır özveri, sıfır profesyonellikle ilerlediğimiz bugünlerde daha çok gönül işi yapıyor ve soğuk zihinlerimize ilaç gibi gelen müzik yazılarını sanırım sıcak bir battaniyenin iç ısıtıcı özelliği gibi daha çok kendimize yazıyoruz. Yine de kapımız aralığından bakmanız için her zaman size açık. (Resistance is futile demek istiyorum nedense tam burada)

10. Father John Misty – God’s Favorite Customer

51BKHHAZcqL._SY355_

Singer/Songwriter denilen akım o kadar zayıflaştı ki Father John Misty‘nin yaptığı işleri tamamen gözardı etmek bir günah oldu. İlk olarak çok sevdiğim, eli kulağında bugün yarın baba olacak sevgili Steve Whisler‘ın tavsiyesiyle dinlediğim FJM, bu albümüyle ilk notasından çalındığında insanların muhabbet etmeyi kesip “Bu kim? İyiymiş.” diyeceği bir kalite vaadediyor. Zaman zaman aşırı günlük ve uzun muhabbetleri liriklerine koyması belki bir dezavantaj ancak God’s Favorite Customer‘da en az üç şarkı o kadar güçlü kompozisyonlara sahip ki (Hangout at the Gallows, Mr.Tillman ve Disappointing Diamonds) sizleri 2018’den alıp Damien Rice‘ın, Badly Drawn Boy‘un büyülü early 2000’lerine götürecek. GFC’yi 10. sıradan da olsa, o da büyük ihtimalle albüm bütünlüksüzlüğü ve demin bahsettiğim kafa yorucu liriksel yapısındandır, mutlulukla sizlere takdim etmek isterim. Bu arada facepalm albüm kapağını da yazıya kapak olarak size birazdan yaşatmamın muhtemel olduğu hissiyatlarınız için seçtim.

9. Mourn – Sorpresa Familia

61hCu9XO8ZL._SY355_

Evet, daha önce bu sayfalarda bahsettiğimiz ilk albüm Sorpresa Familia‘ya geldi sıra. Her ne kadar artık ilk şarkısı Barcelona City Tour‘a katlanamasam da, yaşlarını değerlendirmesek bile ilk 10’da yer alabilecek bir iş çıkarmış Mourn. İncelememde de belirttiğim gibi bana nedense Guano Apes tınıları veren Sorpresa Familia, herhalde artık nostalji olmadan nefes alamamamdan kaynaklı olarak 9 numarayı hak etti benim için. Eğer Mourn‘a iyi bir şans vermek isterseniz yine de albümü ikinci şarkıdan başlatmanızı tavsiye edebilirim zira 22 yaşındaki gençler aynı anda bağırdığında ister istemez dershane önü gürültüsü oluşuyor. Ancak genel olarak fırsat verildiğinde, 2018 İspanya’sında nereden ilham aldılarsa artık, çok başarılı bir albüm olduğu kolaylıkla fark edilebilen bir ürün.

8. Preoccupations – New Material

817X4KnSMrL._SY355_

Daha önce Protomartyr yazımda bahsettiğim Preoccupations, ya da eski ismiyle Viet Cong o kadar başarılı bir formül izliyor ki yıllardır, albüm yaptığı her yıl, aşırı enteresan bir durum olmazsa listelerime girecek gibi görünüyor. Övünmek gibi olmasın, kendilerini her zaman Protomartyr‘le beraber takdir etmem de deli bir adamın zırvaları değilmiş zira yaklaşık bir ay önce bir protomartyr şarkısı olan Pontiac 87‘yi coverlayarak single olarak çıkaran (ve hatta Protomartyr’le turneye çıkan) Preoccupations nasıl muhteşem bir öngörüm ve kulağım olduğunu da kanıtlamış oldu (swh). New material, niyeyse daha çok bir toplama albüm gibi bir isme sahip olduğu için dikkatimden kaçmıştı ancak şimdi oturup salim kafayla dinlediğimde kesinlikle hakkını vermek gerektiğini düşündüğüm bir çalışma olmuş. Aynı daha önceki bütün albümleri gibi. Mutlaka ama mutlaka biraz karanlık bir günde dinleyin, hatta severseniz diğer albümlerini de dinleyin. Preoccupations karanlık olduğu kadar 2018’in en karakter sahibi albümlerinden birini yapmış diyebiliriz.

7. Shame – Songs of Praise

81EzL8kdHTL._SY355_

Güney Londra’lı Shame de daha önce bu sayfalarda incelenmiş bir albüm, detaylı incelemesi için GK’yi de sevgiyle selamlıyoruz. O zamanlar kendi yazılarıma gömülmüş olarak yeterince dikkat edemediysem de Shame debut albümünde sinirli bir cockney aksanıyla bira şişesini orta yerinden vurmuş gibi gözüküyor. Hem müzisyenlik sahibi, hem akılda kalıcı, hem karanlık, hem aydınlık bu yapım belli ki biraz da amerikan hardcore punk müziğinden ilham almış. Bana biraz Fugazi tınıları getiren Songs of Praise kuşkuya yer olmaz bir şekilde 2018’in en iyi albümlerinden biri. Kendilerinin bir sonraki albümünü de civarlarda verebilecekleri bir sonraki konserlerini de merakla bekliyor olacağım. One Rizla da büyük ihtimalle yılın en iyi şarkılarından biri. Özellikle de tütün saran biriyseniz, her sardığınızda aklınıza bu notaların gelmesini  temenni ederiz efendim.

6. Post Animal – When I Think of You in a Castle

91KRWzo2FnL._SY355_

Post Malone değil tabi ki Post Animal‘dan bahsediyoruz, listemizdeki ikinci debut albüm olan WITOYIAC‘ı sizlere sunarken. Amerikalı grup yine zeka küpü bir eleştirmen tarafından zikredildiği gibi Tame Impala‘nın birazcık Black Sabbath dinlediğinde yapacağı tarzı icra ediyor. WITOYIAC, zaman zaman saykidelik tınılarıyla King Gizzard‘ı hatırlatan, zaman zaman da “Ralphie” gibi şaheser şarkılarla Genesis, MGMT ve The Kooks‘un birleşimi bir atmosfer yaratıyor. Yani anlayacağınız benzetmeler harici kolay kolay anlatılacak bir şey değil, dinlemeniz lazım. Karman çorman gitarlar, patlayıcı davullar ve müthiş akılda kalıcı kompozisyonlarla şüphesiz senenin en iyilerinden. Bence nitelikli pop şarkısı nasıl yapılır öğrenmek için birçok günümüz starının Ralphie’yi özellikle dinlemesi tavsiye edilmelidir.

5. IDLES – Joy As an Act of Resistance

71Pdq0p8ixL._SY355_

Tekrar pond’un öteki tarafına geçersek Punk olarak adlandırılmaktan nefret eden IDLES ve ikinci albümleri Joy As an Act of Resistance var sırada. “I am my father’s son, his shadow weighs a ton” diye akıl oynattırıcı laflarla başlayan JAAAOR, dünyanın bütün önde gelen eleştirmenleri tarafından tam not almış bir başyapıt. Sinirli bir ingiliz vokalist tarafından icra edilen sözlerin üzerine o kadar derin ve karanlık gitar riffleri giriyor ki metal müzikle arasında bir saç teli kadar çizgi bırakıyor yer yer. Danny Nedelko‘da “My blood brother is Freddie Mercury” diyerek senesinin trendine de tesadüfen ayak uyduran albüm adeta alkolik bir chain-smoker’ın rastgele bağırışları ve üzerine mükemmel müzikalite olarak tanımlanabilir. Kesinlikle üzerine düşüne düşüne dinlenmeli.

4. Iceage – Beyondless

91vvfsYIqPL._SY355_

Listemizin tepesine yaklaşırken yine daha önce incelenmiş bir albümümüz var sırada. İlginçtir ki zamanla içime işleyen Beyondless, son zamanlarda özellikle sıfır pişmanlık yaşatan plağını alarak beni mest etmeye devam ediyor. Danimarkalı punk rock’çılarımız popüler müziğin katiyen US/UK tekelinde olmadığını ıspatlayacak bir iş yapmış. Aslında çok da punk diye nitelendirelemeyecek Beyondless, mutlaka atlanmaması gereken bir albüm. Özellikle Catch it, The Day the Music Dies ve özlediğimiz Sky Ferreira back vokallerine bezenmiş Pain Killer albümün yıldızlarından. Son haliyle top 3’e giremese de bu listeyi yaparken alt komşusuyla iki üç kere yer değiştirmiştir.

3. MGMT – Little Dark Age

81ERARiTDaL._SY355_

Evet gelelim top 3’ümüze. Listenin geri kalanıyla pek bir alakasız gözüken Little Dark Age, ait olmadığım bir dünyadan da olsa kayıtsız kalamayacağım bir albüm. 10 sene önce ormanda pastel efektlerle Electric Feel‘i icra eden MGMT, “lan bu ne Crazy Town geri mi geldi?” dedirtmişti ancak ilk albümlerinden günümüze kadar birinci sınıf müzisyenliklerini sürdüren bir dans ikilisi olarak hiçbir zaman boş bir iş çıkarmadı. Albümün ilk üç şarkısı o kadar kuvvetli ki, devamında karşımıza ne çıksa bu listeye alabilirdim. Neyse ki geri kalanı da hiç aşağı kalır değil. Spotify’ın daha geçenlerde yaptığı top listemde senenin başından beri en çok dinlediğim şarkılardan biri olarak kendisini hatırlatan “When You Die” ilk karşıma çıktığında hala selamiçeşme’de polo kullanarak radyo eksen dinliyordum. Hala aynı senede miyiz diye düşünmemin sebebi belki de birazcık yoğun bir sene geçirmemiz olabilir. Onun üzerine bodrum tatilinde daracık gümüşlük virajlarında TSLAMP‘i dinleyince artık bu albüm bu yerini garantilemiş oldu. Bence Daft Punk‘ın Random Access Memories‘i de böyle bir şey olmalıydı ama aşırı hype’dan konu seneler içinde çok acayip yerlere giderek bizi bir şekilde tiksindirdi. Zaten de Fransız dans devinin artık MGMT, Tame Impala gibi kardeşlerine birazcık alan bırakması gerekecek.

2. A Perfect Circle – Eat the Elephant

71LlailDu8L._SY355_

Sırada riskli bir hamle yapmam gerekiyor zira Eat the Elephant‘a Pitchfork‘un 4/10 puan verdiği ve belki GK‘nin daha da düşüğünü verdiği bilinen bir gerçek. Ancak her zaman söylediğim gibi blogumuz hissiyatlara boğulmuş bir mecmua ve en çok dinlediğim, en çok hüzünlendiğim, en çok içselleştirdiğim Eat the Elephant‘ın koyabileceğim en yüksek yerden giriş yapması gerekiyordu. Geçtiğimiz aylarda Eminem, Beyonce ve The Weeknd‘le beraber sahne aldığı Coachella‘lara düşmüş Maynard, eminim buraya nasıl geldiğini düşünmüştür. Ancak Tool‘un aşırı kompleks ritimlerinden belki de bir kaçış olarak kurulmuş APC belki de istediği yerdeydi. Bana APC öğreten sevgili karımın lafıyla “Cennetteki melekleri iki göz iki çeşme ağlatabilecek sese sahip” Maynard’ın (tam olarak böyle dememiş olabilir ama bana hissettirdiği bu) oturup Tool’un yeni albümünü beklemek yerine böyle bir iş çıkarması gerçekten doğru bir karardı. Eat the Elephant da kesinlikle önceki albümlerden geri kalmayacak melodilerle dolu ve asla atlanmaması gereken bir yıldız. The Doomed eğer çok tool tool, çok blasphemous, gereğinden fazla epik geliyorsa her zaman So Long, And Thanks For All The Fish‘i dinleyerek Douglas Adams‘a ve yakın zamanda teker teker ölen tüm starlarımıza selam edebilirsiniz. Aşırı kısa bir zamanda Bowie‘den, Leia‘ya, George Michael‘dan Prince‘e bütün çocukluk kahramanlarınıza veda etmiş kalbinize iyi gelecektir.

1. Parquet Courts – Wide Awake

71vQpL-rO0L._SY355_

Yeterince üzüldük, açın pencereleri de hava alalım demek istiyorum. Gördüğünüz üzere senenin şampiyonu aynı zamanda blogumuzun ilk göz ağrısı. Yılın en iyi şarkısı Total Football‘la başlayan ve yılın en iyi ikinci şarkısı Tenderness‘la biten Wide Awake ağzından tükürükler saçan A. Savage‘ın aforizmalarıyla dolu, insana “bazen de yok ya yanlış zamanda doğmamışım o kadar da” dedirtecek bir albüm. Bir albüm bile değil Wide Awake, adeta tek başına bir best of the world. Uzaylılar bugün gelse takdim edeceğimiz bir iyi niyet elçisi. Hatta saçmasapan yazılarımla vakit kaybetmek yerine şu an açıp takdir etmeye başlayabilirsiniz. Oh and fuck tom brady.

 

2 Comments

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s