Behemoth – I Loved You At Your Darkest

Polonya diyince sizin aklınıza ne geliyor bilmiyorum ama bundan bir ay öncesine kadar benim aklıma sadece tek bir şey geliyordu: kuzenimin oralarda çalışırken ülkemize getirdiği soyulmuş ay çekirdeği. Düşünün dünyadan bu kadar bihaberim. Ha tabi bir de Seinfeld’in bir bölümünde, bir yemek masasında oturan yaşlılardan, Jerry’nin uzak akrabalarından biri Polonyalı’ydı ve çocukken Pony’leri olduğunu anlatmıştı. Sonra da II. Dünya Savaşı’nda ülkeden kaçmak zorunda kalmışlar falan, benden bu kadardı yani. Milli trajedilerinin bile kurgusalını duymuşum sadece.

Neyse ki Behemoth hayatıma girdi de, Polonya’nın aynı zamanda tüm Avrupa’daki en baskın katolik ülke olduğunu öğrendim. Behemoth ve grubun her şeyi Nergal’in yaptığı müzik, sözlerindeki satanik öğeler ve kilise karşıtlığının da bir sebebi olmalıydı sonuçta. Evet belki güzel ve yalnız ülkemde, yönetimsel dini sömürgenin toplum üzerindeki etkisini, Polonya’dakine kıyasla çok daha somut bir şekilde hissediyoruz ve pazar günleri marketlerin kapalı olması ile şu anda yaşadıklarımız kıyaslanamaz. Yine de Polonya’nın da laiklikle ilintili sorunları olması garibime gitti.

İki ülke arasındaki benzerliklerden bir diğeri de, genç nüfusun son on yılda yavaşça ülkeyi terketmesiymiş. Bak sen şu işe! Neyse ki Nergal da kaçmak yerine ülkesindeki bu sorunla başetmeyi seçenlerden ve 90’ların başında Behemoth’u kurmuş. Diğer tarafta ise bendeniz sizlere ancak grubun 5 Ekim 2018’de çıkan 11. ve son albümleri I Loved You At Your Darkest‘ı tanıtabiliyorum. Başlıyoruz.

Living God! – I shall not the forgive!
Jesus Christ! – I forgive thee not!

Yaklaşık otuz yıllık bir kariyere sahip olan Behemoth’la, 2014 yılında çıkan The Satanist albümü ile tanıştım. Black metal ve satanizmle aram pek iyi değildi o zamanlar, fakat albüm o kadar yoğun, derin ve çarpıcı bir müzikaliteye sahipti ki, The Satanist’i birkaç kez dinlemekten kendimi alıkoyamamıştım. Daha önce belirttiğim gibi ben ne black metal severim, ne de İncil, katoliklik, ne de kiliseyle alıp veremediğim bir şey yoktur. Müslüman ülkesinde yaşıyoruz yahu sonuçta. Fakat lise yıllarında FEM dershanelerine giderek deneyimlediğim bazı olaylar sağolsun, İslam diniyle de aram pek iyi sayılmaz.

Gelelim yazımızın konusu olan I Loved You At Your Darkest, ya da yazının geri kalanında geçeceği gibi ILYAYD’a. The Satanist‘ten çok daha farklı bir şeyle karşı karşıya olduğumu daha ilk dinleyişte hemen farkettim ve albüm beni içine öyle bir çekti ki, az kalsın ALTIKIRKBEŞ Yayınları’ndan çıkan Şeytan’ın Kitabı‘nı  internetten satın alıyordum. Hani şu albümü dinlerken, bütün dinler adına ne kadar çok günaha girdiğimin haddi hesabı yoktur. Ve satanizm öğeli black metal ilk defa benim için eziyetten çıkarak adeta bir eğlence aracına dönüştü. Sanırım bu yüzden de otistik semptomlar gösterdiğimin farkında olarak 3 hafta başka bir şey dinlemedim, dinleyemedim.Bu yazı da, o 3 haftanın sindirimi sonrasında ortaya çıkan düşüncelerimden ibarettir. Okuduktan sonra siz de bir abdest alın, ne olur ne olmaz. Sizleri günahıma ortak ettiğim için pişman olmak istemiyorum. Ve diğer 9 Behemoth albümüne katlanamadığım için de deneyimli dinleyicilerinden özür diliyorum. Yine de  Behemoth’u sizler kadar iyi bilmesem de, ortaya konan bu acayiplik için laflarımı sakınacak değilim.

There’s a serpent coiling around my neck
The adoring crescent moon in blazing night

Topu topu 45 dakika ve 13 şarkıdan oluşan ILYAYD için klasik, saf bir black metal albümü demek pek doğru olmaz. Daha çok, black metal esintilerinin ve türe aşina olanların kolayca tanıyabileceği gitar ve davul numaralarının yanısıra, klasik rock’tan blues’a, death metalden katolik ilahilerine uzanan bir müzik yelpazesine sahip bir albüm bu. Bu yüzden şarkılar ne kadar keskin sözlere ve şiddetli ritimlere sahip olsalar da, barındırdıkları bazı öğelerle sıradan bir dinleyiciyi de kavrayabilecek güce sahipler. Behemoth’un bu albümde kendisini çok daha fazla insana sevdirmeye ve ispat etmeye çalıştığı çok açık.

ILYAYD kapak tasarımıyla bile kendisini eski albümlerden bir anda ayırıyor. Nergal’in bir arkadaş tavsiyesi ile tanıştığı ressam Nicola Samori imzasını taşıyan kapağımızda gerçekten de İsa’nın babasına duyduğu sevgiyi görebiliyoruz.  Burada sadece alelade bir black metal ya da metal albümü kapağına değil de, bir sanat eserine baktığımız çok açık.

Nicola Samori'nin Nature of Fear koleksiyonundan bir çalışma.
Nicola Samori’nin Nature of Fear koleksiyonundan bir çalışma.

Nergal’in eşsiz gırtlağından çıkan öfke dolu sözleri de unutmamak lazım. Kendisi sesini gerçek anlamda bir enstrüman olarak kullanmış bu albümde. Black metal camiasında grup elemanları takma isim kullanmayı pek severler. Bir persona yaratırlar kendilerine bir yerde. Nergal gitmiş devlet dairesine ve iki kişiliğini de birleştirmiş ve tam adı Adam Nergal Darski olmuş. Herifin adı gerçekten Nergal lan. 2010’ların başında lösemiyle verdiği mücadeleden de alının akıyla çıkıp, bir de üstüne The Satanist destanını yazmış olması da takdire şayan. Refere etmeyecektim güya ama belirtmeden de geçmeyeyim; ILYAYD konsept derinliği ve tutarlılık bakımından The Satanist’in eline su dökemez. Olsun, Nergal da bir rahat nefes almak ve eğlenmek istemiştir, olamaz mı? Hem her zaman denemek, kendini tekrar etmekten daha iyidir değil mi? Neyse biz konumuza dönelim.

ILYAYD açılışını, intro tadındaki Solve ile yapıyor ve dakika bir gol bir devreye çocuk kilise korosu giriyor. Çocuk korosu kullanma fikrinin kulağa biraz ucuz geldiğinin farkındayım fakat albümün ilerki safhalarında bu öğe gerçek etkisini gösteriyor. Wolves of Siberia, “Enthrone Yourself, Archüman!” diye başladığında ise Nergal’in vokaliyle üç şarkı sürecek olan bir cehennem alevi yanıyor sanki. Nergal’in inançla kavgasına ortak oluyoruz yavaş yavaş.  Sıradaki God=Dog, akılda kalan nakaratıyla göze çarpıyor ve üçlememiz Ecclesia Diabolia Catholica ile son buluyor. ILYAYD’ın zirve noktasına çıkıyoruz. Bu üç şarkı, birbirlerini o kadar iyi takip ediyor ve tamamlıyorlar ki, hani 90’ların ortasında olsak, sadece bu üç şarkı için kasetini vs alırdım ILYAYD’ın. Özellikle Ecclesia Diabolica Catholica’da geçen

From god to ash
From dust to men

kısmı ile defalarca kendimden geçtiğimi, metro çıkışını özellikle şarkının bu kısmına getirip de Maslak’ın ortasında bu sözleri defalarca hafif bağırarak sarfettiğimi itiraf edeyim. Kabul, sözler tamamen deli saçması ve samimi olarak kendimle ilişkilendirebileceğim tek bir yanı bile yok.  Gel gelelim, kilise karşıtlığının bu kadar eğlenceli olabileceğini de bilemezdim. ILYAYD, ne yazık ki bu şarkının bitişiyle geri dönüşü olmayan bir şekilde yalpalamaya başlıyor. Sırada bir ayin, evet gerçekten bir ruh çağırma ayini var.

Şarkıyla aynı adı taşıyan şeytanımız Bartzabel‘i çağırmaya geldi sıra. Aleister Crowley‘nin Bartzabel Working kitabında geçen sözleri birebir taşıyan Bartzabel, bütün albümdeki en sakin parça ve Behemoth burada frene öyle bir basıyor ki, ILYAYD bir daha kendini toparlayamıyor. Bu asla Bartzabel’i kötü bir şarkı yapmıyor, yanlış anlaşılmasın. Introsuyla, nakaratıyla bambaşka bir deneyim. Bartzabel’i geçtiğimiz 3 hafta boyunca her gün defalarca çağırdım lakin gelen giden yok bu arada. Geçenlerde Acıbadem metrobüs durağında bir an fenasından rüzgar esti ama yok, kulaklıklardan dinleyince olmuyor sanırım. Klibini izleyin belki etkisi olur, ben korkuyorum yahu bu tarz kliplerden, kendim izleyemedim.

İsmiyle bile tüyler ürperten If Crucifiction Was Not Enough ve Angels XIII albümün temposunu artırıyor ve bizleri Sabbath Mater‘e hazırlıyor. Bu tempolu üç şarkı bittiğindeyse uzun introsu ve olanca epik, ekol ve etek yapısıyla Havohej Pentocrator başlıyor. Albümün en güçlü ikinci şarkısı olan Havohej Pentocrator, dinlemesi ismini yazmasından çok daha kolay bir eser ve Nergal’in öfkesini yine en yalın haliyle hissediyoruz. İncildeki bazı deyişleri ters yüz ederek kiliseyle derdini açıkça ifade eden şarkının eşsiz bir tılsımı olduğunu söylemem gerek. Rom 5:8 ve We Are the Next Thousand Years ile de güçlü bir kapanış yapıyor ILYAYD. Solve’a bağlanan Coagvla outro’suyla da albüme son noktayı koyuyor Behemoth.

Genelde albümleri şarkıları üzerinden irdelemeyi sevmem. Albüm dediğinde bütünsellik arayan bir dinleyiciyimdir. ILYAYD ne yazık ki bu bakımdan o kadar değerli bir yapım değil. Ben Ecclesia Diabolica Catholica’yı bütün bir albüme yeğlerim örneğin. Ya da Nergal yerinde olsaydım, albümün üçte birinin sonuna Bartzabel’i koyarak albüm gümbür gümbür giderken el frenini çekmezdim. Anlam veremediğim bir şekilde albümün bu komik denebilecek zayıf yanlarını fark etmem beni yaşadığım deneyimden uzaklaştıramadı. Bazı kötü filmler vardır, öyle hoş bir şekilde kötülerdir ki, onları barındırdıkları kalitesizliğin tadını çıkararak izlersiniz. ILYAYD da biraz böyle bir albüm.

Polonya'nın Gökhan Özoğuz'u Nergal'dır.
Polonya’nın Gökhan Özoğuz’u Nergal’mış bir aralar.

ILYAYD hakkında bu satırları yazmadan önce onlarca Nergal röportajı izledim. 2014’te çıkan The Satanist sürecinde verdiği röportajlarda alabildiğine karanlık, gizemli ve ciddi bir tavır takınan bu kısa boylu kızgın adam, ILYAYD döneminde ise  kabuk değiştirmiş durumda. Herif bildiğin inanılmaz keyifli, açık ve kendini ifade ederken rahat takılıyor. Özellikle şahsi instagram hesabını takip ederken fark ettiğim üzere, her ne kadar zamanında verdikleri bir konserde İncil sayfalarını tek tek parçalamış olsa da, o da işin sonunda sıradan bir insan. Eğitim seviyesi müze küratörlüğü seviyesinde bu arada, okumuş etmiş biri. Ve zamanında Behemoth’un ülkede tanınması, yaptığı müziği ve söylemi benimsetmek için de Polonya’nın O Ses Türkiye’sinde, tamam lan O Ses Polonya‘sında jürilik yapmışlığı bile var. Nergal’in Polonya’nın yönetiliş biçimi ve kiliseyle mücadelesi uğruna verdiği bunun gibi tavizler, onu daha çok insan yapıyor bana kalırsa. Ve ben bir sonraki Behemoth albümünü, sırf bu sefer ne yapacaklar diye merak ettiğim için beklemeye başladım.

O zamana kadar ILYAYD, iyi müzik dinlemek uğruna sözlerdeki satanizm saçmalığına gülüp geçebilecek metalci kulaklar için önemli bir deneyim olabilir. Bu albüm bana ilk metal dinlediğim yıllardaki bazı albümleri, örneğin Dark Tranquility‘den Projektor‘ü, Theatre of Tragedy‘den Aegis‘i, Samael‘den de Eternal‘ı hatırlattı zaman zaman ve kendimi tekrar 10’lu yaşlarımın sonundaymış gibi iyi hissettim.

OA beni bir metalciden fazlası olarak görmeyi yeğlesin, ben en yakın zamanda Rasputin’e gidip inatla Ecclesia Diabolia Catholica çaldırmaya uğraşıcam. 23 Şubat’ta da İstanbul’a konsere geliyorlar ILYAYD turnesi kapsamında, korka korka izlerim artık tek başıma. Beni buralarda bırakıp gidenler utansın.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s