Unwound – Repetition

Can you rewrite history?

Tekrardan kaçış var mı gerçekten? Her hangi bir konuda çok başarılı olmak için tekrar ettiğimiz ve mükemmelleştirdiğimiz şeyleri geçin. Bin kere omlet yaptığınızda, sonuncusu ne kadar iyi olursa olsun, alt tarafı omlet yapıyorsunuz işte. Geçmişi yeniden yazdığımız yok. Tarih de tekerrürden ibaret. Hayat ziyadesiyle sıkıcı. Neyse ki müzik var, değil mi sevgili okur?

9 Nisan 1996’da Kill Rock Stars etiketiyle çıkan Repetition, Washington – Amerika çıkışlı grup Unwound’un 6. uzunçaları. Aynı zamanda yazarınızın dinledinmi.com hayrına düştüğü en karanlık dehlizlerden de biri.  OA artık “sevdiği” albümleri, “ikimizin de dinlemediği” albümlere yeğler görünse de, yazarınızın bu şekilde kaçak güreşmeye pek niyeti yok.

Yazıyı okurken, “Keşke güreşseydin abi ya!” diyeceğinizi düşünsem de, başladık bir kere. Daha önce duymamışlar için biraz Unwound’dan bahsedelim.

Kameraya bakıp şekli bozmayaydın keşke Sara.

Repetiton ile tanıştığım Unwound, 90’lı yıllarda faal olduktan sonra 2000’lerin başında grup olarak müziği bırakmış ve günümüzde bir şekilde kült mertebesine erişmiş yüzlerce gruptan biri. Repetition’un vokal ve gitarlarını üstlenen Justin Trosper’ın vizyonuyla, yine zamanın ünlü bağımsız plak şirketlerinden Kill Rock Stars altında tonla albüm çıkartmışlar. Grubun her elemanının da birden çok yan projesi mevcut. Unwound dinlerken aklınıza gelebilecek birkaç grubu da sayayım da, albüme geçelim. Sonic Youth, Godspeed You Black Empreror!, Mogwai, Hüsker Dü ve Gang of Four desem sanırım hem eskiden hem günümüzden dem vurmuş, hem de bazılarınızın ağzınızın suyunu akıtmış olurum.

Don’t believe it, if you see it, got to see it, to believe it

Repetition, sound olarak post-hardcore, post-punk ya da shoegaze gibi etiketlere sahip olmuş müzik dünyasında. Bu türlerden anlamadığım ve üstüste bu kadar yaftalamanın hayatta hiç bir şeyin değerini değiştirmeyeceğini bildiğimden şunu söyleyeyim; bu albüm başından sonuna kadar hakiki bir eşsizliğe sahip. Hani ortada atomun yeniden parçalanışı falan yok, yanlış anlamayın. Fakat daha önce bu kadar tuhaf bir şey dinlemiş miydim hatırlayamıyorum. İşin ilginç yanı, yapılan müzik o kadar kaliteli ve odaklı ki, kendinizi koyveriyorsunuz bir şekilde. Ben burada ne kadar yazarsam yazayım boş, açıp dinlemeniz lazım. Şarkılara geçersek belki daha iyi anlatabilirim.

Aslen açılışı yapan Message Recieved, albümün geri kalanında neyle karşı karşıya olduğumuzu bir dakikada harika bir şekilde özetliyor. Unwound, Repetition boyunca yapacağı gibi, sinir bozucu cozurtularla bizi uyardıktan sonra akılda kalıcı gitar riff’leri ve özenle çalınmış davulların üzerinde yoğun ve groovy bas’larla ördüğü şarkı yapısını türlü vokal çeşitleriyle süslüyor. Albümün tamamını, kalın bir kar tabakası gibi örten basların yarattığı atmosferin mimarı Vernon Rumsey‘in ağırlığını daha ilk şarkıda hissediyorsunuz. Gruba bu albümle ait olan Sara Lund‘un da davullarda harika bir iş çıkarttığı çok açık.

İkinci sıradaki Corpse Pose, Repetition’un isim olarak hakkını veren hipnoz edici nakaratıyla dikkat çekiyor. Sözleri, şarkının gitarlarına akorde söylenen Corpse Pose, Repetiton’un ilk hikayesini, albümün geri kalanındaki gibi ucu açık sözlerle anlatıyor.  Kesik gitarlarla uyumlu kesik sözler ve belirsiz bir keskinlikte toplumsal eleştri ile yavaş yavaş albüme ısındığımızı hissediyoruz.

Repetition’un bütün karakteristik özelliklerini bir potada eriten Lowest Common Denominator, Justin Trosper’in kendini parçalara bölerek ufalma çabasından bahsediyor. Unwound, istediklerinde dinleyicinin bacaklarıyla ritm tutacağı partisyonlar, kafalarına estiğinde de gayet rahatsız edici sesler çıkartan gitarları dinleyiciye dayama ve bu iki yaklaşım arasında tuhaf bir armoni yaratma konusunda bütün albüm boyunca büyük bir titizlik sergilemiş. Lowest Common Denominator da bunun en iyi örneklerinden biri.

Lady Elect, kendisini albümün geri kalanından sıyıracak kadar güzel bir şarkı. Anlattığı gizemli hikayenin kahramanlarına öykünerek geçirdiğiniz dakikalarda, içinizi ölümün kendisi kadar soğuk bir huzur kaplayacak. Repetiton’ın, kendisini kaplayan bütün dikenlerinin, pürüzlü yüzeylerinin ve rahatsız edici her yanının arasından sıyrılıp sizi kucakladığı şarkı bu. Dehşetle öneriyorum.

İşte tam da kendinizi koyverdiğiniz anda Lady Elect bitiyor ve Fingernails on a chalkboard başlıyor. Şarkının, aynı dizelerden oluşan nakaratının 15 kez tekrarlanmasından oluşan ve bir dakikadan uzun süren bir bölümü var ki; hakikaten kara tahtayı tırnaklarınızla kazırmış gibi hissediyorsunuz. Değişik bir şekilde de bu acıdan zevk alacağınıza eminim.

My mind might look like a garbage can but at least i know who i am

Repetition, 12 şarkıdan oluşan bir albüm olsa da, aslında yekpare bir yapım. Hani parçaladığınızda ortaya dökülen taşlar tek-tek ele alındığında kulağa o kadar hoş gelmeyebilir. Lady Elect haricinde albümden bir şarkıyı tekil olarak ele almak pek doğru olmayabilir. Bu karakteristik özelliği ile Repetition, anaakımdan koparak kendisini apayrı bir noktaya koymuş durumda.  Bir albüm olarak ele alınmayı hak ediyor, onküsür şarkının toplamından fazlası yani. Bunu yaparken de konsept albüm klişesinden kaçınmış durumda. Benzer bir örneği iki haftadır düşünüyorum ama bulamıyorum.

Repetition’u dinlerken söz içeren şarkılar bazında dikkatimi çeken bir nokta da, zaten bas, davul ve gitardan biraz daha geride duran vokalin, söyleyeceği ne varsa şarkının ortalama 2/3’lük ilk kısmında söyleyip lafını bitirmesi ve geri kalan süreyi enatrümanlara bırakması oldu. Dinlerken zorla ayırdettiğiniz, okurken de keskin bir açıklama getiremediğiniz sözleriyle Repetiton, bana kalırsa sözlü ifadeyle o kadar da derdi olmayan bir albüm. Ucu açık kelime öbeklerinin zihninizde uyandıracağı şeylerin üzerine binen seslerle boğuşup duruyorsunuz bütün albüm boyunca. O yüzden salın gitsin abi, efsane çalıyorlar zaten.

45 dakikalık bu benzersiz deneyim, For Your Entertainment ile bitiyor. Öncesinde yer alan enstrümantal Go To Dallas and Take a Left ile iyi bir ikili olan FYE, aslen yine Amerika’da 90’larda meşhur olan bir müzik marketle aynı adı taşıyor. Müzik dünyası, aktörleri ve biz dinleyicilere direkt kalayı bastıkları FYE’nin sözlerinde;

Finding something new is never hard

derken de yerden göğe kadar haklılar. El mahkum an itibariyle Repetition’dan kopmam gerekecek ve yeni bir deneyime tutunmaya çalışacağım. İtiraf edeyim, sonraki seferin Repetiton kadar zorlayıcı olmamasını umuyorum. Fakat sizin de içinizden sadece müzik dinlemek değil, biraz da kendinizi zorlamak geliyorsa, Repetiton’a bir şans vermenizi çok isterim.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s