Therapy? – Cleave

therapy? cleave

İrlanda’lı yazar Samuel Beckett, daha sade bir dil kullanmak için anadili İngilizce yerine Fransızca yazarmış eserlerini. Onlarca yüzlerce sayfa yazdıktan sonra da her şeyi çöpe atar ve en baştan başlarmış.

Aynı benim bu yazı için defalarca yüz küsür kelime yazıp hepsini tek bir tuşla silmem gibi. Bu sefer olacak gibi hissetmemin sebebi de bu haftanın albümü Cleave’e ve grubumuz Therapy?’ye yakışır bir şekilde OA ile Kadıköy’deki kalemiz Zincir’de tek başıma oturuyorum ve

ilk Carlsberg 50’liği bitirmek üzereyim.

Theraphy?, 30 yıllık bir grup ve Samuel amcanızın toprağı olurlar. Andy Cairns ve dadaşları, yıllardır üç kişiden çıkabilecek maksimum gürültüyle punk – metal karışımı bir şey yapıyorlar ve kendilerini hiç bozmadılar.

Ne yazık ki, nasıl Pearl Jam ilk albümü Ten’den sonra bir daha asla aynı kalibrede bir eser ortaya koyamadıysa ve giderek daha bayat ve kendini tekrar eder hale geldiyse, Therapy? de ikinci albümleri Troublegum sonrası bir daha o kadar iyi bir albüm yapamadı. Daha doğrusu yapamamıştı demeliyiz çünkü artık Cleave var.

21 Eylül 2018’de Marshall Records etiketiyle piyasaya çıkan ve grubun 15. albümü olan Cleave, hem tam şu anda grubu ilk defa dinleyecekler, hem de yirmi ya da on küsür yıldır yeni bir Troublegum bekleyenleri aynı anda aynı şekilde etkileyebilecek eşsiz bir çalışma. 

Hani bu nasıl bir şanstır, kozmik güçlerin bir lütufu mudur çözemedim, Ultra Vivid Scene sonrasında “dan!” diye bu albümün karşıma çıkması çok iyi oldu. Hem yıllardır hasret kaldığım bir duyguyla dolup taşmak, hem de haftalar sonra sadece sevmediğim, aynı zamanda anladığım bir şeyden, sadece albüm değil bir şeyden bahsediyor olmak çok güzel.

İkinci biraya da geçmek iyi geldi.

Geçtiğimiz iki haftada günde minimum üç kez dinlediğim Cleave, 33 dakikalık süresiyle kulaklarınız için tam bir power bar görevi üstleniyor. Kolay yenir, doyurur ve uzun süre güç verir.

Therapy? bu albümde sound bakımından köklerine dönerken, 94 yılında çıkan Troublegum’a türlü lirik, riff ve partisyonlarla selam çakıyor. Bir kere o bas ve davul albüm boyunca müzik etrafında öyle sağlam ve biçimli bir duvar örüyor ki, her hangi bir şarkının bir yerinde, albümün o eşsiz atmosferinden çıkmanız mümkün değil. Micheal McKeegan bass’ta,  Neil Cooper da davulda öyle şahane işler yapıyorlar ki, yıllardır bir albümde basın varlığı ve davullar ile uyumu beni bu kadar coşturmamıştı. Ortaya çıkan sesin bütünlüğü tam kurumuş bir çimento kadar sert, ama aynı zamanda sizi içine alıp sürükleyecek kadar da geçişken bir yapıya sahip. Bunda da Therapy?’nin eski dostları Chris Sheldon‘a prodüksiyonu devretmelerinin de etkisi çok büyük.Bir önceki albümleri Disquiet bu prodüksiyonla kaydedilseydi keşke diye düşünmedim değil.

Hani artık hiç yapmadıysanız bu satırların hatırına bir de Troublegum dinleyin bir zahmet. Belki içinizde hiç bir zaman ne kadar biriktiğini fark etmediğiniz o öfke ortaya çıkar ve siz de benim gibi her defasında rahatlarsınız.

Biz yine Cleave’e dönelim.

Cleave, ingilizcede yarmak, bölmek anlamına geliyor. Hani hanımların cleavage’ı olur ya, o kadar hoş bir anlam değil ama olsun. Burada grup aslen İngiltere’nin Brexit hamlesinden bahsediyor gibi. Ayrışmaktan ve bunun getirdiği olumsuzluklardan. Hem sosyal hem de maddi olarak birbirinden ayrılan toplumun farklı kesimlerinden. İstediğimiz hayatı yaşamak için asla ve asla yeteri kadar parayı kazanamazken, Instagram story’lerine kafamızı nasıl gömdüğümüzü ve bu içinden çıkılmaz sarmalda, görüp isteyip erişemezken merak etmekten ve daha fazlasını istemekten kendimizi alıkoyamayışımızda yalnız olmadığımızı anlatıyorlar Wreck it,  Like Beckett‘ın sözlerinde. Belki de en iyisi telefonun ekranını kapatmak işte. Dur bir rahatlayalım abi. Gelin bu satırları okuyun mesela, alın size çaresizliğin ve dramın en güzeli, üstüne albüm de tanıtıyoruz lan.

Devletinizin yönetim şeklini protesto edeyim derken kendinizi yaşayan bir Trileçe’ye de çevirebilirsiniz tabi.

Albümün ikinci şarkısı Kakistocracy‘e geçelim. Kötü bir devlet yönetim şeklinin, ilelebet kemikleşmesi ve sadece bir dönemin değil, bir ulusun kaderini onarılamayacak kadar kötü bir şekilde bozması anlamına gelen Kakistocracy’de Theraphy?, bu durumdan muzdaripken kendimizi kötü hissetmemizin normal olduğunu, bir t-shirt baskısı olacak kadar ekol bir sloganla dile getiriyor;

It’s ok, not to be ok
It’s ok, not to be ok

Evet abi, hayat acımasız ve hepimiz toplum içinde varolmaya çalışırken aynı zamanda işlevsel ve işe yarar olmalı, yalnız kalmamalı ve sınıflar arası uçurumlardan atlayarak, ister bir ikili ilişkide, ister profeyonel hayatımızda, ister devlet bazında temepizde kim olursa olsun başarılı olmalıyız, kim olursa olsun yaşamaya devam etmeliyiz. Bu en basit iç güdümüz değil mi zaten? 

Callow, abi sen bana antidepresanları dayarsan şeytanlarımla birlikte meleklerim de gider, omuzlarım da boş kalır diyor örneğin. Ve şimdi bu sözler size çok ergen muhabbeti gelebilir de, şarkıyı dinlerken yapısal olarak o nakarat kulağa o kadar hoş geliyor ve müzik sizi öyle bir noktaya getiriyor ki, kendinizi kaptırmamanız imkansız gibi bir şey.  Üstte klibi de var, bir tuşa da basıverin artık.

Expelled, Success, Success is Survival, Save Me From The Ordinary de ayrımcılıktan, yaşam mücadelesinden, eşitsizlikten ve daha bir çok toplumsal sorundan dem vuruyor. Yineliyorum, bu konular ne ilk ne de son defa bir İrlandalı grup tarafından işleniyor. Evet hepsi basmakalıp ve olağan durumların tezahürleri fakat Cleave özelinde inanılmaz bir müzikalite ile önümüze konan bu şarkılarda genel geçer bir yakınmadan çok daha fazlası mevcut.

Sözlerin tamamının grubun her şeyi olan vokal/gitar Andy Cairns’e ait olduğunu düşünürsek, Crutch’da alkolizmden muzdarip bir bireyin çıkmazlarını, No Sunshine’da ise arada hepimizin içine ister istemez düştüğümüz depresyondan bahseden iki şarkının albümde yer alması kaçınılmaz. Kişisel deneyimlerin aktarımını bu kadar kolay, bu kadar sade ve bu kadar etkili bir şekilde yapabilen ve hepimize aynı anda dokunabilen şarkılar yaptıkları için Theraphy? önünde şapkamızı önümüze koymamız gerekiyor imho.

Troublegum baştan sona olmasa da konsept olarak ikili ilişkilerde erkeğin çektiği acılar üzerineydi ve bu yüzden baya baya kadın düşmanlığının hakim olduğu bir albümdü. Fakat Cleave her ne kadar sound olarak Troublegum’ın kardeşi olsa da değindiği konular bazında cinsiyet ayrımcılığından tamamen sıyrılmış bir yapıt.

Zaten bu blog’a yolunuz düşecek kadar kafanızı müziğe yoracak, bu satırları okuyacak takate sahip olabildiyseniz, hepimizin aynı gemide olduğunun da farkındasınızdır. Cleave belki hiç bir sorununuzun çözümü olmayacak ama dinlerken, Therapy? dinlerken yaşayacağınız o eşsiz hissi tadacaksınız.

Yalnız değilsiniz ve bunu bilmek dünyadaki en güzel şey.

Tamam lan üçüncü bira daha güzel.
Şerefinize!

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s