Immortal – Northern Chaos Gods

3. haftayı iki adet black metal albümüyle kapatıyor olmamız gerçekten inanılmaz. Gerçi ben geçtiğimiz 10 günde yazacak bir albüm bulma arayışı içindeyken, Drop Nineteens‘den Delaware‘i ya da YOB‘un son albümü Our Raw Heart‘ı yazarım diyordum da; Delaware 90’lardan kalma sıradan bir shoegaze albümü sadece, hiç bir olayı yok. Our Raw Heart ise metal camiasında gereğinden fazla övülmüş bana kalırsa, o kadar sıkıcıydı ki, bir kere bile baştan sona kadar dinleyemedim abi.

Ve şu gerçekle yüzleştim; bu hafta Immortal‘ın 6 Temmuz 2018 çıkışlı albümü Northern Chaos Gods‘ı yazacaktım. Bundan kaçış yoktu. Blashyrkh kapılarını benim için ardına kadar açmışken içeri girmemem mümkün değildi. İstanbul çok sıcak ve nemliyken hele, soğuğun bu reddedilemez çağrısına kulak asmamak olmazdı. Blog’umuzun header’ından bana bakan Abbath‘a kulak asmadım ve Immortal tarihinin onsuz çıkardığı ilk albümü hatmetmeye koyuldum.

Northern Chaos Gods 2018 çıkışlı bir albüm olsa da, dinleyicisine pek de mühim yenilikler sunan bir yapıt değil.  Klasik bir Immortal albümü, soğuk, sert ve amansız. Cradle of Filth‘in orkestrasyonları ve tiyatrallığı da yok, Dimmur Borgır‘ın gıygıy-gıygıy’ları da. Ne Marduk gibi Nazi sempatizanlığına göz kırpıyor, ne de Behemoth gibi ben satanistim diye bağırıyor.

Immortal’ın bu zamana kadar yayınladığı albümlerdeki bütün hikayelerini yazmış olan Demonaz‘ın, bu sefer sadece şarkı sözü yazmakla kalmayıp, gitar ve vokali birlikte kotarırken, çok eskilerden Immortal davulcusu Horgh‘u ve baslarda Peter Tägtgren‘ı yanına almasıyla yarattığı Northern Chaos Gods’ı irdeleyebilmek ve albümü daha iyi tarif edebilmek için yine geçmişe dönmemiz gerekiyor. 90’lı yılların sonuna gidiyoruz.

99′ Yazında Soğukla Tanışmak

İstanbul’da 80’lerin başında doğmuş ve orta sınıf bir beyaz türk ailesinin sahip olabileceği en şımarık ve huysuz çocuklardan biriydim. Artık 16 yaşındaydım ve ergen bir metalciydim. Alabildiğine günahsızdım. Ramazanları düzensiz de olsa oruç tutmakla alakalı dertlerim yoktu. İlk biramı içmemiştim belki de. Allah, tanrı, şeytan ve daha bir çok peri masalı hakkında kulaktan dolma ve anlaşılmaz dilde ezberlerim vardı. Metal dinlerken, alt tür tercihlerimde de buna uygun davranmaya özen gösteriyordum. Tek bir kuralım vardı. Black metal dinlemiyordum.

Nedeni de çok açıktı, tam bir kaçak güreşçi olan bendeniz, satanizm felsefesi hakkında hiç bir şey bilmeden, yine de bütün black metal gruplarını satanist olarak yaftalamıştım ve sadece ikiyüzlülükle tarif edilebilecek bir şekilde bu suratı korkunç makyajlı böğürtgen adamlar ve yaptıkları müzikten korkuyordum.

Ta ki 99′ yazının ortasında At the Heart of Winter ile tanışana kadar.

Tüm zamanların en şukela albüm kapaklarından biri lan.

Immortal’la tanışmama sebebiyet veren bu albüm, o zamana kadar dinlediğim ve bana hitap etmemiş olan black metal albümlerinden çok farklıydı. Kabul etmem gerekir ki, Abbath’ın sesini ilk duyduğumda kendisine ömür boyunca nazar değmeyeceğini anlamıştım. Fakat şarkıların yapı ve armonileri, gitarın kullanımı falan bildiğin çok daha sert bir trash albümü deneyimi sunuyordu, yani kulağıma da tanıdık gelmişti. Ama asıl olay albümün atmosferindeydi. Daha bu sabah, belki bir 10 sene sonra sırf bu yazıyı yazmak için bir dinleyeyim dedim ve gördüm ki ATHOW hakikaten geçen zamana karşı iyi dayanmış.

Immortal’ın öncesine ve sonrasına çok bulaşmasam da, benim için kendileri black metal türünde hakikaten dinlerken keyif aldığım tek grup olarak kaldı. 2000’de çıkan Damned in Black‘i ve ATHOW’ı walkman’den dinlerken İstiklal Caddesi‘ne çıkmak, sıcak havada simsiyah tişörtlerle pislik içindeki metal çalan ve sulu bira servis eden bir yere gidip geberene kadar içmek ise, beynimde kalıcı hasar bırakan önemli hayati deneyimlerden biri olarak kaldı.

Blashyrkh’ın Yolları Yürümekle Bitmez

O zamanlar yavaş yavaş internete bulaşmamızla birlikte, indirilen mp3’ler yerini zamanla videolara bıraktı ve günlerden bir gün aşağıdaki acaip şeye denk geldik. Albüm kapaklarından ve alıp inceleyebildiğimiz metal dergilerinden, bir arkadaşın evindeki korkunç posterden pis pis bakan bu deli adamları kanlı canlı ilk kez gördüğüm video, gözümde Immortal’ın bütün karizmasını yerle bir ediyordu.

Immortal’ı 2000’li yılların ortasında bu kliple tanıyan kesim için, grubun bir şakadan ibaret olması gayet anlaşılır bir durum. Zaten zaman içinde bir internet meme’ine dönüşen Abbath’la o zamanlarda az billur geçmemiştik değil mi abi? Klibin sonlarına doğru tepelerden gitarıyla indiği sahneyi defalarca gülmek için izlediğimizi hatırlıyorum. Gel zaman git zaman soğudum ben de işte Immortal’dan bu ve bunun gibi sebeplerle. Dinlemez oldum.

Ta ki geçtiğimiz haftalarda, artık bağımlısı olduğum Banger TV adlı Youtube kanalında yeni albümlerinin tanıtımını görene kadar. Hani albümü tanıtan ablamızın aşırı coşkulu bir şekilde albümü öve öve bitirememesi de değildi beni Northern Chaos Gods’a çeken. Abi Abbath, hani Immortal denince akla gelen ilk şey, bu albümde yoktu! Sırf, “Abbath’sız bir Immortal nasıl olur?” sorusunun cevabını merak ettiğim için albümü bir dinleyeyim dedim.

Başıma bunların geleceğini gerçekten bilmiyordum.

Northern Chaos Gods

2009’dan beri suskun olan Immortal’ın dokuzuncu stüdyo albümü Northern Chaos Gods’a gelelim. Demonaz’ın albümdeki yaratıcılık namına bütün yükü tek başına üstlendiği bu inanılmaz keyifli norveç kara metal manifestosu, birbirinden ayrılmayacak 8 parçadan oluşuyor. Bam bam bam diye başlıyor, ardarda darbelerini indiriyor, 40 dakika kadar sürüyor ve kesinlikle dinlerken sıkmıyor.

Neden mi? Çünkü Demonaz allahın ta kendisi de ondan.

Abbath bokumu yesin.

Immortal’ın kurucu üyelerinden olan gitarist Harald Nævdal, aka Demonaz Doom Occulta, 90’ların ortasında tendon iltihabından gitar çalamaz hale gelince, “lan zaten 3 kişilik grubuz, bu andaval Abbath’ı da tek başına bırakamam, para pul da yok bir şekilde geçinicez” diye düşünerekten herhal, grubu bırakmamış ve şarkı sözlerine katkı sağlamış. Hepsini o yazmış abi. Bütün şarkıları Demonaz yazmış yani.

Fires and battles and blood
The immortal sons and the hordes of Blashyrkh

Günümüzde bir albümdeki şarkı sözlerinin tamamına ulaşmak 10 saniyenizi falan almıyor. Bu sayede bütün Immortal albüm ve şarkıları üzerinde yaptığım kısa süreli araştırmada, hepsinin birebir aynı şeyi anlattığını görmek beni biraz üzdü. Fakat Demonaz’ın bir tarafından salladığı Blashyrkh ve çevresinde gelişen tuhaf olayları anlatan sözler, o eşsiz riff’lerle birleşince lambur lumbur dinlenen boyun kopartıcı şarkılara dönüşüyor ve sözler için geçerli olan bu temcit pilavı durumu pek göze batmıyor.

Yani yukarıdaki iki satırlık şarkı sözü öbeği bir yerde bütün Immortal tarihini bir kalemde anlatabiliyor. Konsept sabit, konsept buz gibi abi. frostbitten blackened tyrant mountains in dark twisted cold winter. northern raventhrone i ride the battle. Buzda kaymamanın yolu devamlı koşmak. Belki de bu yüzden Northern Chaos Gods’da çok az duraksama var.

Harald_Nævdal
Makyajsız Demonaz’ın aslen Tezgah’taki Muammer olduğu gerçeği.

Bu albümde, artık her şeyi üstlendiği için de, bildiğini okumaktan çekinmemiş Demonaz. Vokalleri de Abbath’ı hem andırıyor, hem de çoğu yerde ondan çok daha etkili olabiliyor. Abbath’ı, yani Immortal’ı az buz dinlemiş olanlar, şarkının orta yerinde “BÖREAAĞEAH” diye çığıran vokallere aşinadır. Bu albümde öyle gereksiz şekil hareketler yok. Tatava yapmamış Harald abimiz, derdini anlatmış konuyu kapatmış. Hayvanlar gibi de gitar çalmış. Kafa sallatan riff’ler, yolun ortasında yürürken adama air guitar çaldırıp trafik kazası geçirtecek epik sololar falan var albümde. Abartıyorsam Abbath rüyama girsin abi.

Norhern Chaos Gods, aynı zamanda mükemmel kaydedilmiş bir albüm. Kirli, karanlık ve gür esen bir soğuk rüzgar gibi. İnsan keşke eski Immortal albümleri de bu şekilde tekrar kaydedilse diyor. Gençliğinde Bergen’in dağlarında gezerken, Norveç’te yaşamanın ne kadar izole bir deneyim olduğunu anlatmak için yarattığı Blashyrkh diyarında geçen bu 9. serüven, belki de şimdiye kadar ki en keyifli müzikal deneyimi sunuyor.

Frozen up north
Far from the sun
Where the heart of winter is one
Cold winds they blow

Hayatında hiç black metal dinlememiş bakir dinleyiciye norveç kara metalini 5 dakikada sevdirebilecek kapasitede bu albümün postunu, bana 99 yazında At the Heart of Winter’ı dinleten naçizane arkadaşım BİNAHIN aka Fenriz Occulta‘ya adıyorum ve sizleri albümün kapanış şarkısı Mighty Raven Dark ile baş başa bırakıyorum.

Immortal’ın da tarihindeki en iyi şarkı budur diyerek iddialı bir şekilde ellerimi klavyeden çekiyorum.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s