Chelsea Wolfe – Hiss Spun

Bilirsin beni, doom’du, sludge’dı, gotik’ti pek bilmem. Ancak bugün tanıtacağım albüm bende ilginç hissiyatlar yarattı. Chelsea Wolfe, 2013’de çıkardığı “Pain is Beauty” albümünden beri dikkatimi çeken bir isim. Nedenini inan ki bilmiyorum. Sanırım o albümün cover fotoğrafındaki abuklukla, yazılarındaki font ve albümün ismi birleşip deli gibi dinleyecek bişeyler aradığım bir dönemimde gözüme çarpmıştı. Ancak gerçekten oradaki gotik pop kafaları pek hoşuma gitmemişti. Sonra seneler geçti ve ben Chelsea Wolfe’u unutmadım. Abyss albümü çıktığında yine olmadı. Eğer “Hiss Spun” da olmasaydı vazgeçecektim kendisinden ama bir şeylerin çok grotesk ve umulmadık bir şekilde değiştiği bir albüm çıktı karşıma.

Albüm o kadar karanlık ve dipsiz bir sound’la başlıyor ki sanki dünyanın bütün fuzz pedallarını bir bas gitara bağlayıp sesini sonuna kadar açmışlar gibi. Öyle bir albüm ki “Hiss Spun”, gerçekten kısık sesle dinlenilmiyor. Adeta albümün notalarında ve manasız sözlerinde sübliminal bir “bu albümü çok da fazla üzerine düşünemeyeceğiniz bir volümde dinleyiniz” mesajı yüklenmiş.

Neyse efendim aslında olan şu ki kimin ona ne yaptığını acayip merak ettiğim Chelsea Wolfe, kariyerinin ilk 10 senesini country müzisyeni babasının da etkileriyle yaptığı tuhaf gotik folk albümlerine adadıktan sonra sludge mı doom mu desem hakkaten bir metal albümü yapmaya karar vermiş. Bunu yaparken de artık büyüdüğü Sacramento’dan taşan ünü sayesinde müzisyenlerinden artwork’une kadar gözünün ve imkanlarının daha yükseklerde olduğunu fark ettiren bir cömertlikle yola koyulmuş.

Albümde bir de sürekli aşırı tanıdık bir tınılar geliyor bana. Öyle ilginç ki hatta, bu hissiyat albümü onuncu yirminci dinleyişimde başladı. Biraz daha araştırma yaptığımda Wolfe’un Deftones fanı olduğunu, Vex şarkısında arkada böğürünenin Isis vokalisti Aaron Turner olduğunu ve aslında albümün biraz da 90’ların ikinci yarısında büyüyen neslin maruz kaldığı “Life is Peachy”, “Antichrist Superstar” ve “White Pony” gibi karanlık albümlerden süzülmüş bir hissiyatla kaydedildiğini anlıyorum. Bu tezimi desteklercesine Chelsea Wolfe’un da 14 Kasım 1983’de doğduğunu okuyor ve biraz daha rahatlıyorum.

Açılış şarkısı Spun’daki falsetto dreamy vokaller olsun, kısa kısa ve aşırı üstü kapalı yazılmış mutsuz sözler olsun Björk de geliyor aklıma bazen. Belki bunda İzlandalı manyağımızın da çok sevdiği konulardan olan stilize bir japon korku filminden çıkmış albüm kapağının da etkisi vardır. Bu arada vokallerde ve artwork’de genel olarak bir 80’ler japon dark ambient selamı var diye de düşünüyorum.  Mesela bu ürperti ve acaba birazdan ne olacak korkusu “Apokalipsis” albümünden Movie Screen’de bolca bulunabilir. Eski Chelsea’den güzel ve hasta bir şarkıdır:

Spun’ın baştan sona arka planına dizilmiş atonal manyak manyak gitarlarda biraz A Perfect Circle biraz Marilyn Manson geliyor kulağa, fısıldamalar da eklenince “tamam” diyorum, bu kızcağız da sanırım bizim müzikal travmalarımızı yaşamış.

16 Psyche o kadar akılda kalıcı ve dark bir riffle başlıyor ki bu da açılış parçası olsa olurmuş dedirtiyor. Ama bir süre sonra düşününce albümdeki şarkıların ustalıkla dizilmiş olduğunu anlıyoruz. Albümün dalga geçercesine Amerika’nın en gotik, en korkunç kasabası Salem’de Converge gitaristi Kurt Ballou’nun stüdyosunda kaydedildiğini de notlara ekleyelim. Bir röportajda kıkırdayarak bu obvious konuya parmak basan muhabir kıza hissiz bir şekilde “yani orası müsaitti, orada kaydettik” diye cevap veren Chelsea abla, “lan bu Şebnem Ferah değil mi?” diye aklınızı yitirmeyin diyedir çok fazla da röportaj vermez. (Bu arada müzisyenlerle plak dükkanına gidilen bir tv programı var, cancağızımız Florence Welch gibi bu da kapıdan girer girmez eline bir Selda Bağcan plağı alıyor, “aman be içim şişti” dedirtiyor insana. Ya şu Selda Bağcan’ı bir bırakın artık, allahınızı seviyorsanız.)

Screen-Shot-2016-06-23-at-12.07.3ss4-PM
Seni bir yerden çıkaracağım ama.

Sonra albümdeki gitarların birçoğunu A Perfect Circle, Queens of The Stone Age, Eagles of Death Metal gibi bir sürü grubun da gitaristi olan Troy Van Leeuwen’ın çaldığını öğreniyoruz. 1970 doğumlu Van Leeuwen belki de bu albümün vermeye çalıştığı hissiyatları daha evvelinden biliyor. Kendisini ayıptır söylemesi yakın bir geçmişte APC konserinde izledim ve konser boyu ben bu adamı nereden tanıyorum demiştim. Eodm’de de çaldığını öğrenince Paris Bataclan saldırısı videolarında sahnedeki paniğinden hatırladığımı fark edip yüzlerce kişinin öldüğü bir terör saldırısından sağ kurtulmanın nasıl bazı insanları hiç deviremediğini düşünüp umutlanmıştım. Bir başyapıt olduğuna artık baya kanaat getirdiğim Eat The Elephant’ı yapan bir ekip üyesinin Hiss Spun’a da çok şey kattığını düşünüyorum.

The Culling maalesef tam bir Şebnem Ferah şarkısı olarak başlıyor ancak albümün bütünlüğü içinde o da içine işlemeye başlıyor. Özellikle ikinci dakikasından itibaren. Sonra tam olarak da şöyle diyor:

Sweet dead eyes, I long to hear you again
Sweet dead eyes, I long to see your face
Sweet dead eyes, I long for that illustrious hiss
Sweet dead eyes, I know you feel it

Sonra diyorsun ki hakkaten kim bu kadına ne yapmış? Adeta her konu net konuşmadığı bir aile sırrına, ne olduğu belli olmayan sağlık sorunlarına ve psikolojik problemlere geliyor. Öğreniyoruz ki mesela uyku felci hastası olan Wolfe ömrünün önemli bir kısmını da uyku laboratuvarlarında geçirmiş. Sonra biraz daha öğreniyoruz ki sahneye çıkma korkusu da varmış, hiçbir zaman da müzisyen olmak istemezmiş. Belki biraz daha fazla, belki biraz daha az seviyoruz tüm bunlar sonrasında. Ama çok önemli bir nokta varsa o da gerçekten bu albümün kesinlikle ilk dinlemede sevilmeyeceği… Bu bir “Wide Awake” değil sevgili GK ama biraz daha şans ver diye bu cümleyi başa yazmadım. Bir albüm eleştirmeni “Hiss Spun” için “Chelsea Wolfe’un en iyi albümü olmadığını ama şimdiye kadarki en iyi albümü olduğunu” yazmış mesela, ben niye böyle şeyler yazamıyorum diye sinirleniyorum bazen.

Hah bir de unutmadan şöyle bir düşüncem var. Bir albümün bütün şarkılarının 7 puan olmasını, bir kısmının 9 bir kısmının 5 olmasına tercih ederim. Dolayısıyla madem bir albüm blogu açtık, bir albüm olarak sevmeye çalıştığım işleri koymaya çalışıyorum. Bu açıdan da bakarsak Hiss Spun olur diyorum. Ama yine de bu albümü yazmaya beni bir şarkı bile değil, bir şarkının bir kısmı ikna etti beni. O da Twin Fawn’ın 4:50 – 06:00 arasındaki outro’sudur. Son ses, langır lungur ve fazla düşünmeden… Sevgiler.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s