Primus – Antipop

Cuma akşamları genelde ofisteyim bro, biliyorsun. Geçen Cuma mesaisi de bir başkaydı çünkü Can Cankatlı beni ziyarete geldi sağolsun. O güne kadar, burada kendimi ifşa edeceğim ikinci bahaneyi daha bulmamış ve yine cepten yemeyi, çok eskilerden bir albümü yazmayı planlıyordum. Dinleyecek yeni bir albüm bulmak, bunu amaç edindiğinde çok zor olabiliyor. Neyse ki Can beni o akşam basit bir soruyla kurtardı.

Abi müzik açalım mı?

Üçüncü biramı da açmış olmamın verdiği gazla; “Ne vereyim abime?” gibisinden sormam ve kendisinden de hiç düşünmeden “Primus’tan Antipop açsana, Antipop iyidir!” cevabını alışım bir oldu. Bir kere şunu söylemem lazım. Primus’un, Can’ın en sevdiği gruplardan biri olduğunu biliyoruz zaten. Fakat sorun şu ki; ben Primus’tan pek hazzetmem. Neyse dedim, zaten kafam da hafiften kıyak, açalım dinleyelim. Bir şekilde albüme daldık ve geçtiğimiz 5 günde bu acaip şeyi, Antipop’u en az 15 kere falan baştan sona dinlemişimdir.

Primus nedir, kimdir? Azıcık bahsedeyim, zaten ben de bu yazı için araştırıp öğrendim. Bilen çok iyi bilir,;hani sevdin mi tam seversin, öbür türlü tamamen uzak durursun, o biçim aykırı bir müzik yapar Primus. Nefret edeni de, dalga geçeni de bolmuş. “Primus sucks!” deyimi, müzik kültürüne yerleşmiş ve hatta Primus başta olmak üzere die-hard fan’lar bu sloganı olumlu bir şekilde benimsemişler. Bu hiddetin bir çok sebebi olabilirken, ilk aklıma geleni, Les Claypool’un gerçekten tam bir troll-vokal olması. Yaptıkları müziğin türüne gelirsek de, hani metal desen değil, rock desen değil, funk-metal? Bilemedim. Zaten grubun her şeyi Les abimiz de bu tarz etiketleme çabalarından her zaman rahatsız olmuş. Her neyse.

I sucked information through the holes in my skull
As my belly gurgles hungry my mouth is always full

Antipop’a dönelim. 1999 çıkışı albümde grup, müzik dünyasından içli dışlı olduğu birçok tanıdık simayla türlü türlü işler çıkartmış. Sayalım mı? Eclectic Electric’de gitarlarda Metallica’dan James Hetfield ve Faith No More’dan Jim Martin var desem? Albümün açılış ve kapanışına Tom Waits vokaliyle eşlik ediyor. Fred Durst, evet daha o zamanlar bütün dünyanın nefret edecek kadar tanımadığı  nu-metal efsanesi Limp Bizkit’in vokali, Lacquer Head’in prodüktörlüğünü yapıyor. Rage Against the Machine’den Tom Morello da albüme türlü türlü dokunuşlar yapmış, gitarını konuşturmuş. Daha kimler vardır kim bilir? Ben yazarken yoruldum ya.

Bu kadar farklı müzikal tür ve duruştan ego’nun dahil olduğu bir proje sence de kendi içinde doğrusal, tutarlı ve kolay hazmedilecek bir konsepte oturmuş olabilir mi? Cevap tabii ki koskocaman bir hayır. Antipop, her ne kadar bir Primus deneyiminin içerebileceği bütün tuhaflıklara sahip olsa da, ne yazık ki Primus kadar kült bir grubun vazgeçilmezi olması gereken o eşsiz karaktere sahip değil. Tamam, albümün yaklaşık dörtte üçü taş gibi şarkılardan oluşuyor ama müzik türleri ve tonlar arası geçişler o kadar sert olabiliyor ki, bir şarkı RATM b-side’ı gibi kulağa gelirken, diğeri Korn ya da benzeri bir nu-metal grubunun gazlamasına benziyor, sonra Jane’s Addiction tadında bir epik saykodelya duyuyoruz. Koskoca albümde Ballad of Bodacious dışında Primus keyfekederliğine sahip başka şarkı yok.  Şu örnekle daha iyi anlatabilirim:

Antipop, bu sebeplerden ötürü olması yüksek ihtimalle, Primus tarafından da bildiğin dışlanmış bir çocuk. Grubun bu albüm çıktıktan hemen sonra müziğe ara vermesi, konserlerinde Antipop’tan çok nadiren bir şeyler çalmaları vs gibi durumlar da mevcut. Red Hot Chili Peppers – One Hot Minute muhabbeti yani. 

Bu arada sakın yanlış anlama, Antipop kesinlikle kötü bir albüm değil bence. Hatta Primus için kendini öldürebilecek hayranları tarafından o kadar da sevilmemesi benim gibi olaya dışardan bakanlar için daha konforlu bir alan oluşturmuş durumda. Bildiğin 90’lar sonu nu/funk-metal albümü olarak açıp dinlersen canın sıkılmıyor. Asla Primus “kafasında” değil, eğlenceli ve tuhaf olmak yerine, karanlık, atarlı ve ergen vırvırına sahip bir albüm Antipop.

I am the old one that torments you
I am the voice that tells you too

Amerikan hükümetine giydiren Electric Uncle Sam, kendi popüler kültür karşıtlığı kusmuğunda boğulan The Antipop, Primus’un Three Days’i olmaya özenen Eclectic Electric, Courtney Love’a bir nefret mektubu olan Coattails of a Dead Man ve diğerleri, eğer dinlerken kendini çok kasmaz ve sözlere takılmazsan fena gitmiyorlar. Fakat bir adaya düşsen ve 1999’dan hangi üç albümü yanına alırdın diye sorsan, Antipop’u aklıma getirmem bile. Hele ki, karşınıza aldığınız kişi Courtney Love bile olsa, bu kadar ciddi misojinizme ben bile karşıyım abi.

Bro, geçen yazında Parquet Courts için büyük ihtimalleri kariyerleri boyunca hiç Lollapalooza’da headliner olamazlar diye yazmıştın. Abi belki de Primus gibi kariyerinin başında, taaa 93 yılında bu kadar büyük bir festivalde headliner olduktan sonra bir taraflarını kaldırıp dünyaya başkaldırmak da o kadar hoş değildir.  Radar altında olmak o kadar da kötü bir şey değil demek ki.

En son bir grubun Fred Durst’e kulak vermesinden doğan sonucun St. Anger olduğunu biliyorsun abi sonuçta. Müzik dünyasının, kazandığı şöhretle duayenlik edinen salt-ego’lardan gördüğü zararın büyüklüğü böyle örneklerle daha çok göze çarpıyor. 

Böyle de ahkam keserler işte. Adamın teki gelir, anlamadığın dilde binbir zorluk içinde ortaya koyduğun eser hakkında atıp tutar Les amca. Hani bana aynı anda Tom Morello’ya da, Tom Waits’e de, Les Claypool’a da rahat rahat giydirebilecek ortamı verdikleri için kime teşekkür edeyim onu da bilemiyorum. Bodacious adlı boğanın gerçek görüntüleriyle bezeli bu değişik klibi de bırakıp kaçıyorum. 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s