At The Gates – Slaughter of the Soul

slaughter_of_the_soul

Bro, geçenlerde aklıma geldi; bundan yaklaşık 2 yıl önce ilk ve şimdilik son dövmemi yaptırdığımda, karşıma geçip gülmüş ve “30’undan sonra dövme yaptırdın, midlife-crisis’e girdin herhalde.” minvalinde bir şeyler demiştin. Geçtiğimiz aylarda başıma gelen bir olay, orta yaş krizinin ikinci artçısı niteliğindeydi. 

35’imden sonra death’çi oldum.

Bir sabah yine dinleyecek yeni bir şeyler aranır ve Spotify’ın “Browse” sekmesinde dolanırken, At the Gates’in yeni albümü “To Drink With The Night Itself”’in çıktığını gördüm. At the Gates’i de, bir önceki albümleri “At War With Reality” ile tanımıştım. Grubun İsveç melodik death metalinin öncü gruplarından biri olduğundan başka da bir bilgim yoktu. Neyse, bu son albümü indirdim ve bir güzel dinledim. Bilirsin, death metal’le, daha da odaklanırsak swedish melo-death’le de aram o kadar iyi değildir. Artık sene olmuş 2018 zaten, bu saatten sonra kim Dark Tranquility ya da In Flames dinler ama değil mi? Fakat To Drink With The Night Itself’i dinlerken, çok eskiden, uzun zaman öncesinden bir şeyleri tekrar hissederken buldum kendimi. Albümü dinlemeye devam ederken, “Lan bu At the Gates de kimmiş yahu!” diye hafiften bir araştırmaya başladım.

dead_metal_scene
Aşırı death metal dinlemenin yan etkileri.

Kısaca özetlemek gerekirse, İsveç’li grubumuz çok genç yaşta müzik piyasasına atılıyor. 1995’te kadar, sonuncusu Slaughter of the Soul olmak üzere dört albüm çıkardıktan sonra dağılıyor. 2008’de bir reuinion turnesi gerçekleştiriyorlar, fakat orada yeni albüm falan yok. Takvimler 2016’yı gösterdiğinde yeni bir albümle, At War With Reality ile dan diye piyasaya dönüyorlar. Fakat aslen hikaye bu kadar basit değil.

Hayırlısıyla sadede gelirsem;

Meğersem At the Gates, yazımızın da başlığı olan Slaughter of the Soul’u piyasaya çıkardığında, habersiz bir şekilde metal müziğin çehresini değiştirmiş. Yıllar içinde kült bir albüme dönüşen Slaughter of the Soul, bugün her saniye yenisi çıkan melodik death, metalcore, progresif death metal ve daha bir sürü abidik gubidik albümlerinin de en önemli ilham kaynaklarından biri olmuş.

Hani ben kim tarih dersi vermek kim ama, bütün metal camiasının bir olup şaheser mertebesine oturttuğu bir albüm hakkında yazmak da kolay iş değil. Bunları da bilmek lazım. 

Hikayemize devam edersek, At the Gates hakkında bir şeyler okurken, tabii ki ilk olaraktan Slaughter of the Soul üzerine çok fazla içeriğe denk geldim. Sanırım bunların da etkisiyle gazı da almışken albümü indirdim ve dinlemeye başladım. Hatta şimdi de açıyorum. Albüm tam olarak şöyle başlıyor:

Geçen paragraflarda, At the Gates dinlerken bir şeyler hissetmeye başladığımı yazmıştım. İşte Slaughter of the Soul dinlerken tabiri caizse o anlatmakta güçlük çektiğim şeyin kafası geldi abi. Kendimi, hayatımda ilk defa Megadeth’i keşfederken, Blind Guardian- Nightfall in the Middle-earth dinlerken, ya da Death’in şaheseri Sound of Perseverance’ü ilk defa kulaklarıma götürürkenki gibi hissettim. Artık lisedeydim. Tamam gerçekte metrobüsle köprüden geçiyordum ama içimde bir şeyler depar edip kendini duvarlara çarpıyor, heyecanlı bir öfkeyle bir şeyleri yıkıp parçalarken gülümsüyordu. Tekrar çocuk olmuştum ve bu harika bir şeydi.

Sırf bu hissin kaybolmaması ve kendimi iyi hissedebilmek adına artık her gün Slaughter of the Soul dinler oldum. Hala da bu artık giderek otizm belirtisi olan konforun tadını çıkarmaktan kendimi alıkoyamıyorum.

İnsan tabii ki bir albüm karşısında bu kadar beyninden vurulmuşa dönünce, ne dediğini ne yaptığını bilemez hale gelebiliyor. Gerçekten ülkemizdeki reklam ajanslarının yanında gayet sessiz, neşesiz ve kütüphane havasında bir yer olan ofisimizde de durduk yere kendi kendime usulca “PURGATORY UNLEASHED” diye böğrünmem, sabah ofise benden sonra ikinci olarak teşrif eden ablamıza, albümü dinlerken sergilediğim türlü nahoş metalci motifleriyle yakalanmam gibi olaylar da yaşanmadı değil. Pişman değilim.

Purgatory unleashed
Now burn the face of the earth

Peki Slaughter of the Soul, gerçekten iyi bir albüm mü yoksa benim obsesif kişilik bozukluğum sayesinde bu satırlarda abartılıyor mu? Öncelikle milyonlarca metalcinin aynı anda yanılmasının mümkün olduğunu pek düşünmüyorum. Albüm, sadece bir death metal klasiği olarak değil, başlı başına bir başyapıt, bir ölüm destanı adeta. Yaklaşık 30 dakika süren bu çılgınlık içerisinde de, bir tane öylesine aralara girmiş boş şarkı yok. Albüm bu 30 dakika içerisinde dinleyiciyi öyle sıkıca kavrıyor ve bırakmıyor ki, hani eğer ilk dinleyişte benim gibi vurulduysan asla sadece bir kereyle bırakamazsın. Kulaklıkları çıkarmadan 5 diyeyim, anlayasın. Hani 10 kulağım olsa 10’unu da Slaughter of the Soul dinlerken patlatabilirim.

Zaten belki de bu yüzden ilk yazımı bu albüm üzerine yazmak, düşüncelerimi ifade ederek de albümden biraz uzaklaşmak istemiş olabilirim. Giderek her şarkısına, her gitar tınısına, Tomas’ın her börültüsüne o kadar iyi alıştım ve sıkı sıkıya sarıldım ki, belki bu albümü sen de bir dinleyip düşüncelerini paylaşırsan, kendi kendime içine girdiğim bu durumdan kurtulmuş olurum.

Gerçeklerle savaşmak lazım.

Şundan da bahsetmeden duramayacağım. Albümdeki sözlerin çoğu grubun vokalisti Tomas Lindberg’e ait ve o kadar da orijinal değiller. George Cockcroft’un The Dice Man adlı romanından baya bir esinlenilmiş olan sözler, bu yaştan sonra bana biraz yavan geldi. Yani ortada liriksel bir şaheser yok. Yine de, belki de tüm zamanların en anlaşılır death metal böğürtüsüne sahip olan Tomas Lindberg’in vokalleri ve gerçekten vurucu şarkı yapıları sağolsun, insan kendini şarkıları mırıldanırken bulabiliyor. Ne dediği anlaşılıyor yani abi kısaca.

Always the same
My tired eyes have seen enough
Of all your lies
My hate is blind

Haftanın 5 günü, günde yaklaşık 12 saatini Maslak’ta geçiren biri olarak hayata o kadar da sıkı bir şekilde bağlı olmadığımı ve bunda da haklı olduğumu düşünüyorum. Yenikapı’dan bindiğim metrodan, İTÜ Ayazağa durağında inerken kulaklarımda bu albümün olmasını da manidar buluyorum.

Bir şekilde açtıkları çukurların karanlığından dışarı çıkmaya çalışan köstebekler gibi metronun merdivenlerinde dururken, albümün açılış şarkısı Blinded By Fear’in intro repliği

We are blind to the world within us

Waiting to be born

‘u duymak bana çok anlamlı gelmeye başladı örneğin. Maslak’a gelirken, hem de her gün bilerek ve isteyerek, kimsenin kafamıza silah dayamadığı bir ortamda hayatlarımızı ne kadar da güzel ve anlamsızca harcadığımızı görüyor ve hem kendime, hem de benimle her sabah o merdivenleri çıkıp türlü endişe, yorgunluk ve sinir bozukluğuyla işine gücüne giden insanlara daha çok acıyorum.

Kendi söylediğimiz yalanlara inanmayı öğrendiğimiz ve buna da medeniyet dediğimiz bir dünyada yaşarken, birazcık olsun içimdeki öfkeyi dışa vurmamı sağladığı, bu yazıyı yazdırdığı ve bir manada gençlik ve hayat aşıladığı için bu albüme minnettarım. Oralarda ölüm metaline pek ihtiyaç duyacağını düşünmüyorum ama olsun.

O kadar iç baydım, azıcık şekilli anektod vereyim.

Albüm kayıtları esnasında, Cold adlı şarkı için şöyle güzelinden bir solo olsun istemiş grup elemanları. Lead gitarist Anders Björler çok teknik, şukela bir insan ama, öyle virtüözlük falan yokmuş adamda. Neyse, albümün prodüktörü bir gün bir müzik dükkanında takılırken kulağına şahane gitar melodileri gelmiş. Melodileri takip ettiğinde de orta yaşlı bir metalci amcanın gitarını tıngırdattığını görmüş. Adamı çağırmışlar ve Cold’un solosunu kaydettirmişler. Herif girmiş tek başına atmış soloyu çıkmış yani. Millet de eyvallah demiş, o kadar.

Kimse de adamı dinlerken, “Lan bu adam King Diamond’ın gitaristi Andy LaRocque mnkym!” dememiş iyi mi!

İnanılır şey değil gerçekten. Ben ilk dinleyişte anladım mesela lan. Sen de tabi tanımıyorsun da, Andy amcamız şahane gitaristtir. King Diamond’un da Abigail’i de yeni yazının konusu olabilir.

İşte İsveç’li metalciler böyle cahil adamlar abi diyorum ve buraya kadar dayandıysanız hepinizin alnından öpüyorum. Beni değil de albümü dinleyin. 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s